Idefix Eleştirileri
Kitap Yurdu Eleştirileri

Sözlükler: ekşi | itü | ihl

Ocak 2012
İkinci Baskı Arka Kapak

"Serdar Kaya, Türk 'eğitim' sisteminin nüfuz edip de köreltemediği nadir zihinlerden birine sahip. Ve dahası, hem siyasete hem de dünyaya doğru değerlerin içinden bakıyor. Yazdıklarına, tek kelimeyle, şapka çıkarıyorum."
Mustafa Akyol / Star gazetesi

"Hegel bizi 'öteki'yle tanıştıralı iki asırdan fazla oldu; Rimbaud 'Ben, bir başkasıdır' diyeli neredeyse bir buçuk asır; Arendt kötülüğün sıradanlığını tarif edeli yarım asrı geçti. Ama 'devlet' dediğimiz makine, dünyanın her yerinde, itaatkar bireyler, sıradan kötüler ve tabii, bol miktarda 'öteki' üretme faaliyetini sürdürüyor. Serdar Kaya vahim bir üretim hatası. Tektipleştirilememiş bir zihin, tehlikeli bir yazar."
Yasemin Çongar / Taraf gazetesi

"Serdar Kaya elinizdeki kitapla düşünce dünyamıza önemli bir katkıda bulunuyor. Devlet otoritesinin bireyler üzerindeki derin tahakkümüne getirdiği eleştiri günümüzde en çok ihtiyaç duyulan konuların arasında."
Ahmet Kuru / San Diego State University

"Kesinlikle 'zararlı' bir kitap. Özellikle de derslerine günü gününe çalışan, yatmadan önce sütünü içen ve otoriteye itaat eden akıllı-uslu öğrenciler için! 'Yaşadığımız dünyayı ve ülkeyi daha iyi anlamak için hangi kitapları okumalı?' diye soran öğrencilerim için hazırladığım 'Zararlı Kitaplar Listesi'ndeki 20 eserden biri."
Bekir Berat Özipek / İstanbul Ticaret Üniversitesi

.: Arka Kapak :.

23 Eylül 2011
Milli Eğitim mi, "Beyin Yıkama" Sistemi mi? (Ahmet Ay / moralhaber.net)

20 Mart 2011
Okuyucu Yorumu #7

Ele aldığınız birçok konunun konuşulması çevremde hep mahrem olarak görülüyor. Bundan hep şikayetciyim yıllardır. Anlatmak istediğimi çoğu zaman anlatamıyorum, bu yüzden kitabınız güzel bir kaynak oldu çevremdeki insanlara hediye etme konusunda. / mecazi dem

13 Ocak 2011
Serdar Kaya, Endoktrinasyon ve Türkiye'de Toplum Mühendisliği (Birol Başkan / kitapkilavuzu.blogspot.com)

26 Aralık 2010
Comprachico'nu Tanı Belki Çok Geç Değildir (Markar Esayan / Taraf)

21 Kasım 2010
Okuyucu Yorumu #6

Gerek içerik ve gerekse konu çalışmalarıyla eşsiz bir kitap olması nedeniyle yakın zamanda birçok dostuma hiç düşünmeden hediye ettiğim kitaplardan biri oldu.

Kimi bölümlerde bir eğitimci olarak kendimi sorgulayıp gözden geçirdiğim yerler de olmadı değil (mavi kalem meselesi gibi). Özgür bireyler yetiştirmeyi amaçladığım halde çocukları bir takım kalıplara sokup sokmadığım konusunda özeleştiri yapma fırsatım oldu. ...

Jane Elliot deneyinden çok etkilendim, belki benzer bir deney yapabilirim. :)

Emeğinize ve yüreğinize sağlık. / Aslı T.

Ekim 2010
Endoktrinasyon ve Türkiye'de Toplum Mühendisliği (Talha Dereci / Tevatür Dergisi, Sayı: 8)

04 Ekim 2010
Okuyucu Yorumu #5

Kitabı tek kelimeyle nefis buldum. İçerik olarak Michel Foucault'un "Hapishanenin Doğuşu" eseri kapsamında açılımlar yapmanız mümkün olmaz mıydı acaba? İktidar ve onun toplumu sevk ve idare etme, şekillendirme aygıtları üzerine görmezden gelinemeyecek bir entelektüel ve yetkin çabanın ürünü o eser diye düşünüyorum.

Bir öğretmen olarak bütün öğretmen arkadaşlarıma neredeyse zorla okutuyorum, onları bu konuda "endoktrine" ediyorum desem yeridir :) Hatta okulda sabahları okuma saatlerinde öğrencilerde merak uyandırsın diye kitabı arasıra göz attığım oluyor.

Dilerim bu güzel çalışmalarınızın devamı gelir. "Yakın Tarih" ve "Kemalizm" yazı dizilerini de geliştirilmiş kitaplar olarak görmek isterim açıkçası.

Selam ve muhabbetlerimle... / Süleyman Ü.

03 Ekim 2010
Okuyucu Yorumu #4

Serdar Bey, merhaba. Kitabınızı okudum. Ömrümde içeriği bu kadar zengin bir kitabı, bu kadar nefes almamacasına okuduğum hiç olmamıştı. Kitap, sitenizi istikrarlı bir biçimde takip etmemle başlayan re-endoktrinasyon sürecimin dönüm noktası oldu. Bütün tanıdıklarıma okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum. Hatta tavsiye etmekle kalmayıp, en kısa zamanda birkaç tane daha sipariş verip, arkadaşlarıma hediye edeceğim. Ben Morpheus'un verdiği mavi hapı aldım, şimdi sıra mavi hapları dağıtmaya geldi. Emeğiniz için çok teşekkurler. / Ayşegül İ.

23 Eylül 2010
Endoktrinasyon ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği (Serdar Kaya) (Mehmet Yılmaz / derindusunce.org)

Eylül 2010
Endoktrinasyon ve Toplum Mühendisliği (Rüştü Hacıoğlu / Tasfiye Dergisi, Sayı: 26)

“İnsan kaynakları” terkibi hayatlarımızı usulca işgal ettiğinden beri, olan bitene anlam vermekte zorlandığımızı da hisseder gibi oluyoruz; “kaynak materyali” sayılmaktan ya da daha doğru ifadesiyle “yabancılaşmaktan” sıyrılıp insanlığımızla baş başa kalabildiğimiz anlarda. Ve böylesi anlarımızda hazreti googıl’a “nedir insan kaynakları?” sorusunu yönelttiğimizde usulca tırnaklarını götürüyor dudaklarına ve hafifçe ısırıyor, belli ki yalan söyleyecek; kendini valiye vermeyecek bakır dudak...

“...İnsan kaynakları yönetimi örgütte rekabetçi üstünlükler sağlamak amacıyla gerekli “insan kaynağının sağlanması”, istihdamı ve geliştirilmesi ile ilgili politika oluşturma, planlama, örgütleme, yönlendirme ve denetleme faaliyetlerini içeren bir disiplindir. Bu faaliyetler o şekilde düzenlenmeli ki, bir taraftan “işletme amaçları” gerçekleştirilebilsin, diğer taraftan “çalışanların ihtiyaçları” karşılanabilsin ve aynı zamanda da “işletmenin topluma karşı sorumlulukları” yerine getirilebilsin.

Modern anlamda insan kaynakları yönetimi bir taraftan personelin bulunmasını, seçilerek işe yerleştirilmesini içerirken, diğer taraftan da personelin eğitimi, geliştirilmesi, değerlendirilmesi ve haklarının verilmesi gibi güdüleme ve etkileme faaliyetlerini de kapsar...” diyor googıl.

Enerji kaynakları, su kaynakları, kalas/tomruk kaynakları... Kısaca hammadde kaynakları ve bunlara “insan kaynakları”nı ekledi modern zamanlar.

İnsanın başkaları tarafından eleman, materyal, eşya, mal vs. olarak etiketlenmesi bir sorun elbette ama bir insanın, boynundaki yaftaya “tarantula” yazdılar diye kendini tarantula kabul edecek olması facia. Demek oluyor ki köleliği mümkün kılan, merkezdeki “güçlü” beyazlardan evvel, kendini ve kardeşlerini “kara” olarak tanımlamakta beis görmeyecek biçimde dizayn edilebilir, yönetilebilir, kullanılabilir bir “insan kaynağı” konusu olarak tasniflenmeye itiraz etmeyen kafa yapısı/zihniyettir.

Endoktrinasyon ve Türkiye’de Toplum Mühendisliği kitabı ile Serdar Kaya, “zihniyet analizi” denemesinin mümtaz örneklerinden birini ortaya seriyor. Tasarımlanabilir hale gelmenin ya da Malik Bin Nebi’nin deyimiyle “sömürüye müsait hale gelme”nin iç ve dış mihraklarını inceleyen kitap, aynı zamanda incelemeleriyle yakın tarihimize ve “bu kafa”yla devam edilirse muhtemel uzak geleceğimize de ışık tutmakta.

“Ulus-devlet” tasarımı ve bu tasarımı mümkün kılmak için uygulanan endoktrinasyon/algı yönetimi programını dünyadaki örnekleriyle mukayeseli olarak analiz eden kitap, sosyal psikoloji alanında yapılmış enteresan çalışmaları da okuyucu ile buluşturması suretiyle, Babil’de Harut ve Marut’un insanlara neyi, ne amaçla anlattığını da anlamamıza imkân sağlıyor. Kitabın konusu itibariyle anahtar kelimesi endoktrinasyon için “algı yönetimi” denebileceği gibi daha açıkça, yönetilebilir insan unsuru “köle” ya da “emir kulu/memur” üretmenin (insan kaynakları) yeter koşullarını içeren bilgi veyahut ruhbanlığı mümkün kılan “sihir bilgisi” de denebilir.

Uzunca bir alıntı olacak belki; lâkin şu kısa hayatlarımızda nasıl bir garabetle karşı karşıya olduğumuzu anlamak bakımından da bir o kadar elzem diye düşünüyorum. Trajik mi? Komik mi? Yoksa her ikisi de mi? Buyurun siz karar verin:

“...Yetişkin olmamak, henüz bedenen ve zihnen yeterince olgunlaşmamış olma durumuna işaret eder. Yetişkin olmayan insanların bir yandan pek çok haktan mahrum edilirken, diğer yandan daha az sorumluluğa sahip olmalarının nedeni budur. Bilgi seviyesi ya da dünyayı anlamlandırabilme kapasitesi henüz sınırlı olan 10 yaşındaki tipik bir çocuk, bu nedenle hem istenilen şekle kolayca sokulabilir, hem de yaptığı çoğu şeyden bir yetişkin ile aynı derecede sorumlu olmaz.

Eline bayrak verilen ve “Bugün bayram!” denilen bir çocuk, çok sıra dışı bir karaktere sahip olmaması durumunda bu duruma herhangi bir gerekçe aramayacak ve bayramda davranılması beklenen şekilde hareket ederek “neşe ile dolacak”tır. Halkın üst üste üç kez seçtiği ve dördüncü kez de seçecek göründüğü bir başbakanın darbe ile devrildiği ve ardından türlü aşağılamalara maruz bırakıldıktan sonra iki bakanı ile birlikte asıldığı askeri dönemin başlangıcı olan 27 Mayıs (1960), bir diğer askeri yönetim olan 12 Eylül’e (1980) kadar milli bayram olarak kutlanmıştı. İlkokul çocukları da, “27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı” olarak adlandırılan bu günü kutluyorlardı.

Bu tür uygulamalar, eğitim ile birlikte çocukların kendilerinin de araçsallaştırılmaları durumunun örneklerindendir. Zira çocuklar neyi kutladıklarını ve neden kutladıklarını çoğu zaman bilmezler, bilemezler. 20 Nisan’ı bayram haline getirip, “insanlığın ve Türklüğün büyük dostu Adolf Hitler’in doğum gününü kutlamak üzere” stadyumlara götürülmeleri durumunda da, yine başkaları tarafından kitaplarına konan şiirleri okuyacak ve dinleyecekler ve değil gerçek anlam ve önemini, neden bir stadyuma getirildiklerini ya da stadyum kutlamalarının bir tarihte neden gerekli görüldüğünü dahi bilemeyeceklerdir. Çünkü eğitim adına yapılan faaliyetler, o faaliyetlere katılan çocuklar değil, o faaliyetleri şekillendiren eğitim felsefesi ve o felsefeyi benimseyen (ya da kariyeri ilgili kaygıları nedeniyle benimser görünen) bürokratlar hakkında bir fikir verir. Ancak bu durum, bu sürece maruz bırakılan ve bir rejim nesnesi olarak sosyalize edilen çocukların, sürecin sonuna gelindiğinde kendilerini kullanan sistemin sadık muhafızları haline gelecekleri ve kendilerinden sonra gelenlerin dönüştürülmeleri işinde (gönüllü olarak ya da maaş karşılığında) çalışmaya başlayacakları gerçeğini değiştirmez...” (s.105-106)

Kitap, Nirengi yayınları tarafından basılmış, 246 sayfa, birinci baskı Nisan 2010 ve Gülsüm İnek’e ithaf edilmiş. Yayınevi kitabı “inceleme-araştırma” başlığı altında tasnif etmiş olsa da; kitabı bir tür içinde sınıflandırmamız gerekliyse şayet tek bir tür içine hapsetmek haksızlık olabilir; dolayısıyla, bakanlara göre değişiklik arz edebileceğini göz önüne alıp birkaç örnek bakıştan yola çıkarak hangi türlere dâhil edilebileceğine bakalım.

a. “Makbul vatandaş” laik Türkler tarafından anlaşılması imkânsız olduğundan dış mihrakların ürettiği “yasaklanması elzem” yayın kategorisine;

b. Kandil gecelerini mesajlaşarak geçirebilen dindarlar için “din dışı”;

c. Vesayetle yaşamayı kanıksamış siyasetçi gözüyle “saçma”;

d. Rejimin kapı kullarınca “vatana ihanet”;

e. Sol eğilimli Kürt muhaliflerce önderliğe ve ulus kimliğe karşı “gerici propaganda”;

f. Rejimin henüz yeterince güdümleyemedikleri açısından “siyaset bilim”;

g. Beled suresindeki “fekku raqabe” ayetini “kölelere özgürlük” ya da Felak suresindeki “neffasati fil ukad” ayetini “büyücü kocakarılar” değil de, “savaş baronları” olarak okuyanlar açısından “dini”;

h. George Orwell okurları açısından da “Orwell tefsiri” başlığı altında ele alınabilir pekâlâ.

Son olarak yazarın kitaba dair tanıtımını giriş cümlelerinden verip, “iyi tanıtım yazısı tadında bırakılandır” ilkesini ihlal etmeden sözümüzü tamamlayalım.

“...Kitleleri önceden belirlenmiş bir kalıba sokmak ve bu şekilde herkesin aynı zihniyet doğrultusunda düşünmesini temin etmek isteyen bütün siyasi iktidarların dikkate almak durumunda oldukları kimi gerçeklikler vardır. Zira yığınları kontrol edebilmek, insan tabiatını ve kitle psikolojisini iyi bilmeyi gerektirir. Bu kitap, bugüne dek sosyal psikoloji alanında yapılmış olan kimi temel çalışmaları inceleyerek, insanların mükemmelden uzak olan düşünsel yapılarının (1) otorite, (2) kurumlar ve (3) diğer insanlar tarafından ne şekillerde manipüle edilebileceği konusunu değerlendiriyor...”

05 Ağustos 2010
Okuyucu Yorumu #3

Kitabınızı bir solukta okuyuverdim. Hatta 1984 romanı ile Türkiye arasında kurduğunuz bağları eşim ve ben yüzümüzde acı bir tebessümle beraber okuduk. O kadar güzel bir çalışma olmuş ki şimdiden 2. kitabı merakla bekliyoruz. / Fatih Ö.

21 Haziran 2010
Toplum mühendisliğinin can damarı eğitim (Murat Güzel / Star)

11 Haziran 2010
Okuyucu Yorumu #2

Kitap yazı dizisinin çok daha gelişmiş ve güzelleşmiş bir hali. Ama ben "süperlatif, prosesleşme" gibi kavramların hiç bir çevirisi verilmeden Türkçeleştirilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. ... [B]u kavramlar "çok oturgaçlı götürgeç" haline getirilmeden de Türkçeleştirilebilir. Kitabın (inşallah olacak) yeni baskılarında bu kavramların kullanımıyla ilgili farklı bir yol belirleseniz bence daha hoş olur. / Ahmet G.

26 Mayıs 2010
Pastörize Tektip Süt ya da Homojenize İnsan Sürüsü İmalatı: Paketlenmiş Sosyalizasyon (Rüştü Hacıoğlu, antiotoridan.blogspot.com)

04 Ocak 2010
Okuyucu Yorumu #1

Geçen size bir mesaj yollamıştım Endoktrinasyon yazıları n’oldu için. Demek kitap olmuşlar ve inşallah “mbys” (milli beyin yıkama sanatı) nın tahtına sıkı bir tekme olacak.

İnsan yaptıklarının sonuçlarını da merak eder. Bu noktada “Endoktrinasyon” yazılarınızın bizim mahalle açısından önemine değinmek isterim.

Biz Küçükçekmece Sultan Murat periferisinin kahvehane çocuklarıyız. Türk milli eğitim sisteminin bilimum darbelerini yemiş frontalkorteks (nedenselliğin kurulduğu alan) ile vicdanlarının bağı koparılmış vesayet altındaki zavallı insanlarken, önce Kuranla kadim şarlatanlığın izlerini sürmeyi öğrenirken, yaşadığımız mahalleye çöken karabasanın nasıllığını da Endoktrinasyon yazılarınızdan öğrenip “mallığa son” kampanyası benzeri çalışmalar konuşmalar sohbetler yaptık aramızda, hala da devam eder. Şimdi inşallah bu kitapla kenarın çocukları, “sahip” tarafından nasıl dümdüz edilip beyaz yakaların kontrolünde maviyakalılaştırıldıklarını okuyacaklar ve “hayır! sahip yok! fekku ragabe” (kölelere özgürlük) diye haykıracaklar.

Endoktrinasyon yazılarınızı ilk okuduğumda vahyin göğe yükselmiş başı ile yere basan ayakları arasındaki bağı gördüm. Bir cebrail metaforu ve benim hiram’a inzal olan da buydu. Mahallelinin pek sevdiği bir anlatım; değil akademikler, Nuhun ayaktakımı okuyacak onu yurdun kahvehanelerinde… Gülümseyerek insanlar hatta daha da ileri gidip kahkahalar atarak okuyacaklar kitabınızı. İşte evlatlarım! diye başlayarak anlatacaklar insanlar bunu torunlarına: İşte bizi böyle mallaştırıp sınıflara bölüp paylaşıyorlardı gayrisafi milli hasıla hesaplarının konusu olarak falan diye gider…

Memnun oldum, iyi adam Serdar Kaya… Bilgisini sihirbazlık için kullanmayıp ayaktakımı ile paylaşan adam… Bilginin kaçınılmaz olan hiyerarşik karakterini, karaktersizce insanları sınıflandırıp köleleştirmek için tekelleştiren karaktersiz Fevzilere inat… (link eklendi) / Rüştü H.

Endoktrinasyon ve Türkiye'de Toplum Mühendisliği / Serdar Kaya İkinci baskının ilk sayfaları: .pdf
ISBN-10: 6055515008
ISBN-13: 9786055515003
Nirengi Kitap
236 sayfa
1. Baskı: 2010
2. Baskı: 2011

Dağıtım: Birleşik Dağıtım Kitabevi
0(312) 431 8960
SATIN AL:
· Idefix
· Kitap Yurdu
· Pandora
· Kabalcı
Paylaş:
Facebook Twitter Friendfeed